ASMIN MIGRA KUNST e.V. Hamburg’da yeni bir sanat dönemi başlatıyor: 25 yıllık tiyatro yolculuğu, toplumsal bilinç ve sanatın dönüştürücü gücü
HAMBURG – Hamburg’da yaklaşık çeyrek asırdır tiyatro çalışmalarını sürdüren Asmin ekibi, ASMIN MIGRA KUNST e.V. adıyla yeni bir yapılanmaya giderek sanat yolculuğunda yeni bir sayfa açıyor. Tiyatronun yanı sıra müzik, edebiyat, resim ve şiiri de aynı çatı altında buluşturmayı amaçlayan dernek, 24 ve 25 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği etkinliklerle sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Derneğin sanatsal genel yönetmeni Ferman Fermo Karayiğit ile tiyatronun toplumsal rolünü, sanatçının sorumluluğunu, göçmen toplumunun kültürel yaşamını, yoksulluk ve sınıf bilincini, televizyon ve telefonların insan ilişkileri üzerindeki etkisini ve yaklaşan etkinlikleri konuştuk.
Karayiğit, yaklaşık 25 yıllık tiyatro serüvenlerini anlatırken sanatın yalnızca sahnede bir hikâye anlatmak olmadığını vurguluyor. Ona göre tiyatro, insanın kendisini, toplumunu ve geçmişini yeniden keşfetmesinin en önemli yollarından biri.

“25 yıldır aşkla ve inatla tiyatro yapıyoruz”
Hurşit Köse: Öncelikle sizi ve ekibinizi kutluyorum. Yaklaşık 25 yıllık tiyatro deneyiminizi şimdi ASMIN MIGRA KUNST e.V. adıyla daha geniş bir sanat çatısı altında sürdürüyorsunuz. Bu yeni yapılanmanın amacı nedir?
Ferman Fermo Karayiğit: Biz 25 yıl boyunca usanmadan, pes etmeden, aşkla, sevdayla, hırsla ve inatla tiyatro yaptık. Bu yolculuk kolay olmadı. Ama tiyatroya olan sevgimizden hiçbir zaman vazgeçmedik.
Asmin Tiyatro’yu 2004 yılında kurduk. Yaklaşık iki yıllık hazırlık sürecinin ardından 2006 yılında ilk oyunumuz Türe ile seyircinin karşısına çıktık. Bu oyun, kendimizi izleyiciye tanıtmamız açısından önemliydi.
Zaman içerisinde çalışmalarımızı Hamburg’un dışına taşıdık. Frankfurt, Metz ve Paris gibi kentlerde sahne aldık. Bugüne kadar yaklaşık 26 farklı oyunu sahneledik. Bütün zorluklara rağmen yolumuza devam ettik.
Şimdi ise birikimimizi daha geniş bir alana taşımak istiyoruz. ASMIN MIGRA KUNST e.V. yalnızca tiyatroyla sınırlı kalmayacak. Müzik, edebiyat, resim, şiir ve farklı sanat dallarını da bünyesinde buluşturmayı hedefliyoruz. Amacımız, sanat üreten insanlara ortak bir platform sunmak ve kültürel dayanışmayı güçlendirmek.

“Tiyatro benim için inancım kadar kutsal”
Hurşit Köse: Tiyatro sizin için ne ifade ediyor? Bunca yıl boyunca sizi sahnede tutan güç nedir?
Ferman Fermo Karayiğit: Tiyatro benim için yalnızca bir meslek veya sanat dalı değil, bir yaşam biçimidir. İnançlı bir insanın camide, kilisede ya da cemevinde inancını samimiyetle yaşaması gibi, tiyatro da benim için inancım kadar kutsal bir şeydir.
Tiyatroyu hayatımın merkezine koyuyorum. Onu bütün benliğimle benimsiyorum. Çünkü tiyatro insanın ruhuna, düşünce dünyasına ve kendisini anlama çabasına dokunur.
Yıllar içerisinde tiyatroya bakışımız da değişti. Eskiden bir oyuna birkaç gün kala seyircinin gelip gelmeyeceğini, salonun dolup dolmayacağını düşünürdük. Bugün ise bizi en çok heyecanlandıran şey, sahnelediğimiz oyunun kalitesidir.
Hikâyeyi seyirciye ne kadar doğru aktarabiliyoruz? Karakterleri ne kadar inandırıcı canlandırabiliyoruz? Seyircinin duygularına ve düşüncelerine ne kadar dokunabiliyoruz? Artık önceliğimiz bunlar.
Elbette seyirciyle buluşmak çok önemli. Ancak sahnedeki hikâyeyi hakkıyla anlatabilmek de en az bunun kadar önemli.

“Göçmenlerin sorunlarını ve özlemlerini sahneye taşıyoruz”
Hurşit Köse: Hamburg’da yaşayan Türkiye kökenli toplumun tiyatroya ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Göçmenlerin tiyatroyla kurduğu ilişki sizce yeterince güçlü mü?
Ferman Fermo Karayiğit: Türkiye kökenli toplumun tiyatroya duyarsız olduğu düşüncesine katılmıyorum. Biz Almanya’da yaşayan göçmen bir tiyatro grubu olarak oyunlarımızda insanların sorunlarına, özlemlerine, beklentilerine ve günlük yaşamlarına yer veriyoruz.
Seyirci sahnede kendi hayatından bir şey gördüğünde, kendi duygularını ve yaşadıklarını bulduğunda bizimle bir bağ kuruyor. Bu bağ bizim için çok değerli.
Yıllar içerisinde oyunlarımıza gösterilen ilginin beklentilerimizin üzerine çıktığı dönemler oldu. Bu da bizi mutlu ediyor.
Bazı oyuncularımız dizi teklifleri aldı, kısa filmlerde rol üstlenen arkadaşlarımız oldu. Sinemayla da deneyimlerimiz var. Ancak bütün bunlara rağmen tiyatronun bizim hayatımızdaki yeri ayrı.
Yeter ki yaptığınız işi sevin, aşkla ve sevdayla çalışın. Seyirci gelmiyor diye bir kural yok. Biz yıllardır bu işi yapıyoruz ve oyunlarımızda salonlarımız doluyor. Bu da bize doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.

“Her tiyatro toplumsal sorunlara ışık tutmaz”
Hurşit Köse: Günümüz tiyatrosu, içinde yaşadığımız toplumun sorunlarına yeterince ışık tutabiliyor mu? Tiyatronun insanları güldürmenin ötesinde bir sorumluluğu olmalı mı?
Ferman Fermo Karayiğit: Bütün tiyatrolar günümüzün sorunlarına ışık tutuyor demek yanlış olur. Her tiyatronun bir hikâyesi vardır. O hikâyeyi sahneye uyarlayan bir rejisör, karakterlere hayat veren oyuncular vardır.
Önemli olan, hikâyenin ne anlattığı, rejisörün ne yapmak istediği ve oyuncunun bu anlatımı ne kadar başarılı bir şekilde gerçekleştirebildiğidir.
Bazı tiyatrocular insanları güldürmek, seyirciye keyifli anlar yaşatmak ister. Bazıları ise toplumun ciddi sorunları karşısında duyarsız kalamaz. Güldürmenin yanında ağlatmak, düşündürmek, insanlara dokunmak ve gerektiğinde toplumu harekete geçirmek ister.
Bu, sanatçının dünya görüşüne, sanat anlayışına ve seçtiği hikâyeye bağlıdır.
Özellikle yoksullukla zenginlik arasındaki uçurumun derin olduğu toplumlarda sanatın sessiz kalmaması gerektiğine inanıyorum. Çünkü sanat yalnızca insanı eğlendirmekle kalmaz; onun yaşadığı dünyayı sorgulamasına da yardımcı olabilir.

“Mağaradan gelmek, insanın mücadele geçmişidir”
Hurşit Köse: Sanat yönetmeni kimliğiniz üzerinden zaman zaman eleştirilerle karşılaştığınızı biliyoruz. Sizin de dile getirdiğiniz “Bu arkadaş mağaradan geldi, tiyatro yönetemez” şeklindeki sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ferman Fermo Karayiğit: Bazen insanın nereden geldiğine, hangi koşullarda yetiştiğine bakarak onun neler yapabileceğine karar vermeye çalışıyorlar. Oysa bir insanın yoksul bir aileden gelmesi, köyde veya zor koşullarda büyümesi, onun düşünce dünyasının sınırlı olacağı anlamına gelmez.
Dünyaya yön veren, tarihin akışını değiştiren ve toplumları harekete geçiren insanların arasında köylü kökenli olanlar da vardır. Mustafa Kemal Atatürk, Lenin ve Che Guevara gibi tarihsel figürlerin yaşamlarına baktığımızda farklı toplumsal kökenlerden gelen insanların büyük değişimlerde rol oynadığını görebiliriz.
İnsan hayatın acılarını, yoksulluğu ve mücadeleyi yaşayarak bazı gerçekleri daha derinden kavrayabilir. Fakat asıl önemli olan, yaşadıklarından nasıl bir sonuç çıkardığıdır.
Sanat da insanın yaşam deneyimleriyle, toplumsal konumuyla ve dünyayı anlama biçimiyle yakından ilişkilidir. Bir insanın nereden geldiği değil, neyi gördüğü, neyi sorguladığı ve neyi değiştirmek istediği önemlidir.

“Dünyayı değiştirecek olan yoksullardır”
Hurşit Köse: Yoksulluk ile sanat arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Büyük sanatçıların hayatlarına baktığımızda acının ve mücadelenin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Sizce yoksulluk insana farklı bir bilinç kazandırabilir mi?
Ferman Fermo Karayiğit: Mağaradan gelenlerdir, karın tokluğuna çalışan işçilerdir… Yılmaz Güney de Adana’da yoksul bir hayatın içinden çıkmıştır. Yaşar Kemal’in hayatına ve ailesinin geçmişine baktığımızda emekçi insanların dünyasını görürüz. Charlie Chaplin babası da yoksul bir aileden gelmektedir.
İşte bu yüzden yoksullar dünyayı değiştirecek. Bundan eminim.
İnsanın bu dünyaya kafa yorması, yaşananları sorgulaması için bazen acı çekmesi, aç kalması, sokakta kalması gerekir. Çünkü insan kimi zaman hayatın gerçeklerini yaşadığı zorluklar sayesinde daha derinden kavrar.
Türkiye’de yalnızca tiyatroda değil; edebiyatta, sinemada ve sanatın diğer alanlarında da büyük bedeller ödemiş pek çok insan var. Hapis yatmış, baskılarla karşılaşmış, yoksulluk içinde yaşamış sanatçılarımız var. Fakir Baykurt’tan Hasan Hüseyin Korkmazgil’e kadar pek çok isim, toplumun acılarını ve emekçi insanların yaşamını eserlerine taşıdı.
Ancak burada önemli bir ayrım var. İki tür yoksulluktan söz edebiliriz.
Birincisi, yoksulluğun içinde doğup o kültürle büyüyen, yoksulluğu yaşayan ama sınıf bilincine ulaşamayan insanların durumudur. İbrahim Tatlıses gibi…
İkincisi ise İlyas Salman gibi, ahırda büyüse bile ahır ile saray arasındaki çelişkiyi görebilen, sorgulayabilen ve bu çelişkinin nedenlerini anlayabilen insanların durumudur.

Mesele yalnızca yoksul olmak değildir. Mesele, yoksulluğun nedenlerini anlamak, toplumdaki çelişkileri görmek ve bunları değiştirecek bilince ulaşmaktır.
Dünyayı, İlyas Salman gibi bilince ulaşmış sanatçılar değiştirecek. Buna yürekten inanıyorum. Bu düşünceyi dile getirenlere teşekkür ediyor, kendilerine buradan sevgiyle el sallıyorum.
“Televizyon beynimizi, telefonlar ilişkilerimizi işgal ediyor”
Hurşit Köse: Son sorum yaklaşan oyununuzla ilgili. Hamburg ve çevresindeki, ayrıca Almanya genelindeki tiyatro izleyicilerine nasıl bir mesaj vermek istersiniz? Çünkü dediğimiz gibi, tiyatro seyirciyle güzeldir.
Ferman Fermo Karayiğit: Tiyatro seyircisine söyleyeceğim tek şey şu: Televizyonun beynimizi işgal ettiği, telefonların ailemizle, çocuklarımızla, yoldaşlarımızla ve arkadaşlarımızla aramıza kalın duvarlar ördüğü bir dönemde yaşıyoruz.
Oysa tiyatro, bizi bize anlatan bir sanattır. Anadolu’nun eski günlerinde insanların sobanın başında oturup sabaha kadar yaptığı sohbetleri düşünün. İnsanların birbirini dinlediği, hayatı tartıştığı, sevinçlerini ve acılarını paylaştığı o sohbetlerin modern bir biçimidir tiyatro.
Tiyatro, Anadolu insanına “Geçmişine bak, titre ve kendine gel! Sahip olduğun güzelliklere dört elle sarıl!” demenin eylemsel bir biçimidir.
Bu güzellikleri kaybetmek istemiyorsak, televizyonların ve telefonların esiri olmak istemiyorsak daha fazla sanata, daha fazla edebiyata ve daha fazla tiyatroya yönelmeliyiz. Güzellikleri görmekle yetinmemeli, onlara sahip çıkmalıyız.
Elbette telefon bir ihtiyaçtır. Televizyon da bir ihtiyaç olabilir. Ben bunların tamamen hayatımızdan çıkarılmasını savunmuyorum. Ancak elinizde kumanda varken televizyonu siz yönetmek yerine televizyon sizin beyninizi yönetiyorsa burada bir sorun var demektir.
Ne giyeceğinize, ne konuşacağınıza, nasıl davranacağınıza, hatta çocuğunuza ne alacağınıza popüler kültür karar veriyorsa kendi iradenizi kaybetmeye başlamışsınız demektir.

Tiyatro, insanın kendine gelme sanatıdır. Kendini arama, kendini bulma ve yeniden keşfetme sanatıdır. İnsana kendisini, geçmişini ve içinde yaşadığı toplumu hatırlatır.
İnsanların yeniden birbirini dinlemesini, düşünmesini, sorgulamasını ve hayatın güzelliklerine sahip çıkmasını istiyorum. Bunun için tiyatroya, edebiyata ve sanata daha fazla ihtiyacımız var.
“Yeter ki sanatın güzelliklerine sahip çıkalım”
Hurşit Köse: Sayın Karayiğit, bu içten açıklamalarınız ve değerli düşünceleriniz için size çok teşekkür ediyorum. Hem ASMIN MIGRA KUNST e.V. çatısı altında başlattığınız yeni sanat yolculuğunda hem de bundan sonraki tiyatro yaşamınızda başarılarınızın devamını diliyorum.

Ferman Fermo Karayiğit: Ben teşekkür ederim. Sanatın ve tiyatronun insanlarla buluşması bizim için çok önemli. Yeter ki insanlar sanata ilgi göstersin, tiyatronun güzelliklerini keşfetsin ve kültürel değerlerine sahip çıksın.
24 ve 25 Ekim’de Hamburg’da sanat buluşması
ASMIN MIGRA KUNST e.V., 24 ve 25 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği programla sanatseverleri bir araya getirmeye hazırlanıyor. Etkinlik kapsamında tiyatro gösterileri, müzik dinletileri, tek kişilik monologlar ve çocuklara yönelik resim çalışmaları yer alacak.
Edebiyatçıları, ressamları, müzisyenleri, şairleri ve oyuncuları aynı çatı altında buluşturmayı hedefleyen dernek, Hamburg’un kültür ve sanat yaşamına yeni katkılar sunmayı amaçlıyor.
Yaklaşık 25 yıllık tiyatro deneyimini daha geniş bir sanat platformuna taşıyan Asmin ekibinin yeni yapılanması, yalnızca bir dernek kuruluşu değil, aynı zamanda yıllar boyunca biriken emeğin ve sanat sevgisinin yeni kuşaklara aktarılması açısından da önem taşıyor.

Ferman Fermo Karayiğit’in sözleri ise röportajın temel düşüncesini özetliyor: Sanat yalnızca sahnede sergilenen bir hikâye değil; insanın kendisini, toplumunu ve dünyayı yeniden anlama çabasıdır.
Röportaj: Hurşit Köse – Hamburg- Resimler YY
