Hoşgörülü Kadınlar Grubu ile Toplantı ‘Kalbe Dokunmak’

24 Kasım’da Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Güngör Yılmaz‘ın ev sahipliğinde onun kurup yönettiği Hoşgörülü Kadınlar Grubu’nun bu ayki misafiri oldum

Kadın grubu her ayın sonunda birini davet ediyor, hep birlikte kahvaltı ediliyor, bilgilendirme, soru cevaplar biçiminde karşılıklı güzel bir muhabbete ev sahipliği yapılıyor. Güzel şehrimiz Hamburg’da buna benzer daha fazla sivil toplum kuruluşuna ihtiyaç olunduğunu belirtmeliyim.

Açık söylemem gerekirse bu türden toplantılar ne kadar mükemmel olarak hazırlansa da, konuşulması aktarılması gerekenler tam olarak o ebatlara sığmaz. Çünkü zaman hep yetersizdir. Anlatılması verilmesi gereken mesajın bir bölümü hep eksik kalır. O yüzden toplantı sonrası bu yazıyı kaleme almayı daha uygun gördüm. Daha çok haber niteliğinde değil de kendi kişisel gözlemlerim, tamamlayıcı açıklamalarım, daha da aktarılması gereken ek bilgiler olarak anlaşılmalı.                                                                                                                                                         

Toplantı öncesi sadece Bergedorf değil Hamburg’ın farklı köşelerinden kadınların gelmesi beni şaşırttı. Ayak üstü tanışmalardan sonra Güngör Yılmaz’ın açılış konuşması ile toplantımıza başladık. Konumuz sevgili canlarımız, korunmaya muhtaç sokak hayvanları, yeni çıkan meşhur hayvan hakları yasası ve Hamburg Uluslararası Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği’miz hakkında genel bilgiler idi. Unutmadan son çıkan şiir kitabımı, yazarlığı da çok az da olsa konuşabildik.

Ben kimim, ne yapıyorum, nereden ne zaman geldim gibi biyografik bilgilerden sonra uzun yıllardır hayvan hakları için verdiğim mücadeleden ve nihayet 2017’de resmi olarak kurluşunu gerçekleştirdiğimiz Hamburg Uluslararası Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği’mizin neden, niçin ve nasıl kurulduğunu anlattım. Bireysel destekle insan belli bir süre yol alabilir. Ama o canların ihtiyaçlarına benim bir başıma ilaç olabilmem mümkün mü? Belki bugün böyle ama geniş vadeli ileriyi de görerek bakmak gerekir. Kalıcı ve istikrarlı çözümler bulmaya da kafa yormak gerekir. Dernek bu konuda yoğunlaştıktan sonra ortaya çıktı. İyi de oldu. Hem memleketteki dernekler ve belediyeler ile, hem de konunun  uzmanları ve veterinerlerle çalışarak o canlarımıza sahip çıkıyoruz.  

Ayrıca bunun yanı sıra bilindiği gibi Yozgat-Sorgun’da bir UmutEvi’miz var ve bu barınakta kendi kişisel çabalarım ile 300-400 kimsesiz hayvana bakıyoruz. Bunların yemek, içmek, barınmak, sağlık, aşı, vb. her türlü ihtiyaçları bizzat tarafımdan karşılanıyor. Arada bir sağolsun Hamburglu hayırseverler, hayvan hakları savunucuları ve dostları da pamuk ellerini cebe atıp sağolsun desteklerini sunuyorlar ama yine de yetersiz kaldığımız ortada. Biraz omuz versek aslında çok daha iyisini, daha geniş ve kapsamlısını yapabiliriz.

Türkiye’den ev hayvanları getirme prosedürüne kısaca değindim. Ayrıca Güngör Hanım’ın da değindiği gibi hediye edilen veya alınan canların sonu sokak veya barınak olmamalı. Kimbilir hangi amaç, umut ve hevesle alınan bu canların bencil güdüler giderildikten sonra nasıl da sokaklara, kıya kuytuya atıldığını duyuyoruz, okuyoruz. Bir canlıyı edinmek sorumluluk bilinci gerektirir. Bu konu bence öncelikle ailede sonra da okullarda, derslerde ciddi olarak ele alınması gereken bir konu.

Aylardır çıkması gerken Türkiye’deki hayvan hakları yasası ile de derinlemesine bilgi vermek isterdim. Ama zaman kısıtlı yüzeysel olarak ancak değinilebildi. Neden bu kadar uzun sürü bu yasayı hazırlayıp çıkartmak, sivil toplum kuruluşlarının, aktivistlerin ve konunun uzmanlarının görüşlerine derinlemesine değinmeyi ve arkadaşlarla tartışıp onların da fikirlerini alabilmeyi çok isterdim. Avrupa bu sorunu çok daha uygar bir şekilde çözmüş. Biz ise hayvanlara nasıl eziyet edebilirim, bunu sosyal medya ortamında yayar daha çok tıklama alabilirim seviyesindeyiz. Bu konuda dostları uyardım. Bu suçtur, suça ortak olmak yerine ilgili mercilere şikayette bulunulması, böylesi ilkel harkeetlerde bulunanların teşhir edilmesi en yakışan davranış olacaktır.

Hamburg’da geçtiğimiz günlerde ortaya çıkartılan vahşi laboratuvarda yapılan hayvan deneylerini ve bunun ortaya çıkmasıyla başta Hamburglu hayvanseverler olmak üzere dünaynın dört bir yanından haklı tepkilerin verildiğini konuştuk. Ayrıca sadece et yememek, veganlıkla yetinmeyip giyip kuşamdan, kozmetik alanlara kadar nelere dikkat edilebileceğine değindim. Özellikle konunun bu yanı takdir topladı.

Toplantı sayesinde derneğimize birkaç duyarlı insanın daha katılması sevindiriciydi. Bu anlamda grubun pasif dinleyicilerden olmayıp duyarlı katılımcılardan oluşması ayrı bir sevinç verdi. Toplantının son bölümünde yazarlık hayatıma biraz değinebildim. Yeni yayınlanan ara çalışmam dediğim ilk şiir kitabım olan “Giden Gün“den, ilk bölümünde hayvan sevgisine yönelik yazdığım şiirlerden biri olan “Annelik” adlı şiirimi okudum. Bu şiiri okurken duygusal anların yaşandığına şahit oldum. Bu kitabımın tanıtımını ayrıca yapacağım için her konunun iç içe girmesini istemedim. İşverenlik ve yazarlık konularını başka toplantılara bilerek bıraktım. Oraya hayvan hakları vesilesiyle gittim. Kitap reklamını yapmayı pek istemedim.  

Toplantıya katılan kültür, sanat ve hayvan hakları konusunda duyarlı kadınlar bana teşekkür edip başarılar dilediler. Hem komşum diyebileceğim Sayın Milletvekilimiz Güngör Yılmaz‘a semtimizde ve Hamburg’da sadece siyasi değil aynı zamanda sürdürdüğü kültürel faaliyetler ve hayvanlara karşı sergilediği duyarlılıktan dolayı bir teşekkür plaketi sundum.

Sonlarken ayrıca vurgulayıp altını çizmek istiyorum ben bilerek ve istiyerek toplantılara boy göstermek için gitmiyorum. Topantılarımın verimli olmasını, katılımcılaırn kalplerine dokunmayı, orada onlara bir şeyler vermeyi, bırakmayı istiyorum. Orada kitap sevgisi, özellikle hayvan sevgisini vermek, insanları düşündürmek, eleştirel ve hayvansever dünyamıza katmak istiyorum.

Oldukça güzel, verimli ve hoşsohbetli bir etkinlikti. Kadınların yaratıcı ve hayat veren özelliklerinin, eğer istenilirse sıradan günlük hayatın sınırlarının dışına çıkarak ortamı daha bir neşelendirdiğine, renklendirdiğine, ayrı bir hayat sevinci ve tadı verdiğine düpedüz kendi çapında küçük bir ispattı şahit olduklarım. Kısaca demek istediğim doğaya ve canlılara karşı duyarlı olunmalı. Çünkü doğa yoksa insanlık da, insan da, canlılar da yok demektir. Hayat yok demektir.