Dünya bir ev olsaymış, Antep dünyanın mutfağı olurmuş!

  • Şehitkamil’in isminin nereden geldiğini biliyor musunuz? Gencecik bir çocuğun kahramanca duruşunun adı Şehitkamil
  • Yazan Esma Arslan

    1001 Gece Masalları gibi bir Urfa Masalı’nın ardından yeni masallar yaşamak umuduyla yeniden yollara düştüm. 13 medeniyete ev sahipliği yapmış Gaziantep’te neler yaşayacağımız heyecanını şimdiden içimde taşıyorum. Bugüne kadar sadece filmlerde, kliplerde ve fotoğraflarda gördüğüm, hakkında çok güzel şeyler duyduğum Gaziantep’i gerçekten çok merak ediyorum. Aracımız, Türkiye’nin yaşanılan en eski kenti olan Gaziantep’e yaklaşırken arkadaşlardan biri bizi hoş bir sürprizin beklediğini söyledi ama sürprizin ne olduğunu kimse bilmiyor. Gaziantep il nüfusunun yazılı olduğu şehir levhasını geçerken kulağımıza davul-zurna sesleri gelmeye başladı.

    Biraz ilerde bir davul-zurna ekibi muhteşem bir müzik ziyafeti sunuyordu ve biz aracımızın içinde tempo tutup oynamaya başladık. Ben “Arkadaşlar sanırım bu davul-zurna bizi karşılamak için geldi. Sürpriz buymuş” diye espri yaptım ve biz oynaya oynaya ekibi geçip şehre girdik. Bir dakika sonra polis çevirmesine girdik ki tam o sırada telefon geldi. “Niye şehir girişinde durmadınız? Sizi davul-zurna ekibiyle karşılamak için bekliyorduk, geçip gittiniz” diye. Bize kimse bir şey söylemedi ki? Biz nereden bilelim! Şaka olsun diye söylediğim şey gerçekmiş meğerse. Bizi durduran polis memuru aracın şoförüne, “Siz ticari araçsınız ve içerdekilerin listesini bize önceden bildirmediğiniz için aracınızı bağlayacağız, ayrıca ceza yazacağız” demesin mi? Biz hep bir ağızdan “Biz belediyenin misafiriyiz, belediyeyi arayın” şeklinde itirazımızı yaparken memur bir de aracın içindeki insanların fotoğrafını çekmeye başladı. Tabii çok sinirlendik ve itiraz ettik. Yanımdaki gazeteci arkadaş bu yaptığının yasal olmadığını, fotoğrafları silmesini, aksi takdirde hukuksal yola başvurmak zorunda kalacaklarını makul bir dille anlattı. Bizim belediyenin konuğu olduğumuz belli olunca polis memuru da geri adım atıp fotoğrafları sildi ve biz yolumuza devam ettik. Bu arada davul-zurna ekibi de başka bir araçla bizi geçip gitti. O muhteşem karşılamadan mahrum olduğumuz için gerçekten üzüldüm. Bizi direkt Panorama 25 Aralık Müzesi’nin önünde indirdiler. Uzaktan gelen davul sesi, karşılamanın buraya kaydırıldığını gösteriyor. Bizi karşılayan Gaziantep Belediyesi Basın-Yayın Dairesi Başkanı Hüseyin Akay ve ekibiyle baklavalı, davul-zurnalı tanışmanın ardından Gaziantep Panorama 25 Aralık Müzesi’ne geçtik.

    DÜNYANIN EN BÜYÜK TEK PARÇA PANORAMİK MÜZESİNDE DUYGU SELİ

    Uzman Tarihçi Ahmet Kıratlı’nın rehberliğinde gezdiğimiz müze ve Ahmet Bey’in anlatımı beni çok etkiledi.  Anlatımların yanı sıra görseller ve yürek sızlatan fon müziği insanı tarihin içine çekip alıyor adeta. Dünyanın en büyük tek parça panoramik müzesi olma özelliğini taşıyan müze şu an ziyaretçi alıyor ama resmi açılış, Gaziantep’in düşmandan kurtuluş günü olan 25 Aralık’ta yapılacakmış. Ahmet Bey anlatırken zaman zaman gözlerimin dolduğunu ve yanımdaki arkadaşımın resmen ağladığını da itiraf edeyim bu arada. Müzede beni en çok etkileyen iki hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum izninizle:

    • Acı Zerdali Çekirdeği: 11 ay süren Antep Savunmasında her şeyin mağduriyetini yaşayan Antepliler, sadece işgalci düşman güçlerle değil, açıkla da savaşmak zorunda kalmış. Öyle ki, savaşta vurulan atları bile kesip yiyecek kadar aç kalmışlar. Açlık ve yoksulluğun dayanılmaz hal aldığı dönemde ise halkın ve askerlerin ekmeğinin ununa yarı yarıya acı zerdali çekirdeği unu katılmış. Birkaç gün sonra ise zerdali çekirdeğinden zehirlenme sonucu 50’ye yakın insan hayatını kaybetmiş. Antep düşmanın silahına değil, açlığa teslim olmuş.
    • Küçük Kamil’in Şehadeti: Gaziantep’in en büyük ilçelerinden biri olan Şehitkamil’in isminin nereden geldiğini biliyor musunuz? Gencecik bir çocuğun kahramanca duruşunun adı Şehitkamil. Fransız işgalinin sürdüğü dönemlerde henüz 14 yaşında olan Kâmil, annesiyle birlikte dedesinin evinden döndüğü sırada düşman askeriyle karşılaşır. Fransız askeri, Kamil’in annesinin çarşafını açmaya çalışır ve Kâmil bu durum karşısında yerden aldığı taşları askerin üzerine fırlatır. Fransız askerleri tarafından göğsünden süngülenen küçük Kâmil, annesinin gözleri önünde şehit olur. Bu hikâyeyi dinlerken gözlerim doldu, yüreğim sıkıştı ve o an Kamil’in annesinin acısını hissettim yüreğimde.

    Galiba bundan sonra Antep türkülerini de farklı duygularla dinleyeceğim.  Bu türkülerde savaşta sevdiğini kaybetmenin acısı var, çaresizlik, açlık, umut var. Ne çok duygu taşıyormuş bu türküler.

     Bizler yurtdışında yaşadığımız için insanın bir vatanının olmasının önemini yüreğimizde hissediyoruz ve sanırım bundan ötürü böylesine duygulandık. Duygu yoğunluğunun tavan yaptığı dakikaların ardından müzeden çıkarak gerçek hayata döndük. 24 tane müzeye sahip olan kentte hepsini gezmeye kalksak zaman yetmeyecek. Biz de en ilginç olan 2 tanesini, Emine Göğüş Mutfak Müzesi ve Hamam Müzesi’ni gezdik. Vakit kalsaydı Zeugma Müzesi’ni de gezmek, mesela ünlü ‘Çingene Kız’ mozaiğini görmek isterdim.

    Gezinin ardından Gaziantep’in en ünlü mekanlarından, ismini çok duyduğum İmam Çağdaş’ta yemek yedik. Bu sefer yemek konusunda büyük sıkıntı yaşamadım, otlu-peynirli börek, etsiz Ali Nazik, baklava derken Gaziantep’in etsiz muhteşem lezzetlerini tatma imkanı buldum. Kebap şehrinde yeşillik yemek göze batsa da yapacak bir şey yok😊

    BAŞARILI BASIN DAİRE MÜDÜRÜ HÜSEYİN AKAY’IN GÖREVDEN ALINMASININ ŞOKUNU YAŞIYORUM!

    Yemeğin ardından makamında ziyaret ettiğimiz Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in Antep şivesini kaybetmemiş konuşma tarzı ilk dikkatimi çeken ve hoşuma giden şey oldu. Kültür, sanat ve ticaret şehri, tüm dünyanın kabul ettiği lezzetlerin başkenti Gaziantep’le ilgili bilgiler veren Şahin, bilgiyi doğru yönetmek açısından basının önemine vurgu yaptı. Güzel bir vurgu yaptı ama bakın bir basın mensubuna da ne yaptı?

    Burada bir parantez açarak yeni duyduğum kısa bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Tüm Gaziantep gezimiz boyunca bizlere eşlik eden, en ufak ricamızı bile dikkate alarak her şeyimizle ilgilenen, başarılı çalışmalarından ötürü geçen hafta ödüllendirilen Gaziantep Belediyesi Basın Dairesi Başkanı Hüseyin Akay görevden alınmış. Bir arkadaşımın paylaştığı haberi şaşkınlık ve derin bir üzüntüyle öğrendim. Neden Türkiye’de iyi iş yapan insanları cezalandırıyorlar anlayamadım. Gördüğüm kadarıyla görevini gerçekten layıkıyla yapan bu genç insanın hiçbir sebep gösterilmeden ekmeğiyle oynanmasını yürekten kınıyorum. Umarım hatalarından dönerler ve Hüseyin arkadaşımızın görevini iade ederler.

    Antep, Almanya ile ortak eğitim projeleri de yürütüyormuş. Örneğin, Almanya’nın kabul edeceği mülteciler için buralarda, Almanya’nın masraflarını ödediği meslek kursları, meslek projeleri yürütülüyor. Almanya’yı bu yönüyle bir kez daha takdir ettim. Ülkesine mülteci almadan onların eğitimlerini sağlıyor. Böylelikle bazı sektörlerdeki eleman açığına bir nebze de olsa çare bulmuş oluyorlar.

    “ANTEP’TE ETSİZ YEMEK Mİ OLURMUŞ?” DEMEYİN TARİFİMİ MUTLAKA DENEYİN! BENİ DE DAVET ETMEYİ UNUTMAYIN

    Yazımın sonuna yaklaşırken 250’den fazlası tescilli olmak üzere 400’ün üzerinde yemek çeşidiyle ünlü Antep mutfağından bahsetmeden yazımı bitirirsem Antep mutfağına ayıp olur. UNESCO’nun aldığı karar doğrultusunda 2015 yılında 116 şehrin katılımıyla kurulan “Yaratıcı Şehirler Ağı” listesine girerek dünya mutfakları arasında hak ettiği yeri alan Gaziantep yemeklerinin sebeplerini biraz araştırdım. Karşıma şu bilgiler çıktı:

    • Yapan kişinin mahareti. Büyüklerin elinin lezzetinin ondan sonraki nesle en ince ayrıntılarıyla aktarılması.
    • Kullanılan ürünlerin mevsimine göre ve elde üretilerek yapılması.
    • Yörede yaşayan farklı kültürlerin yemek kültürlerinin Antep mutfağına yansıması.
    • Yemekte kullanılan değişik baharatlar. Mesela burada yoğurtlu yemeklerde safran veya nane, bazı yemek ve çorbalarda tarhın otu (ben de ilk kez burada duydum bu otun ismini ve çok beğendim), aşurede rezene, sütlaçta tarçın kullanılıyor.
    • Türkiye’nin birçok yöresinde yemek ve salatalarda sadece nar ekşisi ve limon gibi bir-iki ekşi çeşidi kullanılırken burada nar ekşisi vaaar, koruk ekşisi vaaar, erik ekşisi vaar, sumak ekşisi vaaar. Bir de bunların ayrıca tozu var tabii. Örneğin bamya yemeğine koruk, sarmaya erik, lahana sarmasına nar ekşisi, salataya sumak koyuyorlar ve tadına da doyum olmuyor. Yazarken bile ağzım sulandı desem yeridir. “Kentten ayrılmadan hepsinden almalıyım” diye düşünüyorum şu an.

    Yazımı bir Antep lezzeti tarifiyle sonlandırmak istiyorum. Bir vejetaryen olarak tabii ki etli bir yemek tarifi vermeyeceğim. İçinizden, “Antep mutfağında etsiz yemek var mı ki?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ben de “Olmaz mı, tabii var” diyerek size çok beğenerek yediğim Nohut Dürümü tarifini veriyorum:

    Malzemeler

    • 3 su bardağı nohut
    • 1 adet kuru soğan
    • 3 dal taze soğan
    • 2 adet yeşil biber
    • 1 adet kapya biber
    • Yarım demet maydanoz
    • 2 yemek kaşığı nar ekşisi
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • 1 tatlı kaşığı kimyon
    • 1 tatlı kaşığı sumak
    • 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
    • 1 çay kaşığı karabiber
    • 4 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 4 adet lavaş

    Yapılışı:

    Nohutları bir gece önceden ıslatın, ertesi gün suyunu süzün ve haşlayın. Kuru soğanı piyazlık doğrayın. Maydanoz ve taze soğanları ince kıyıp kuru soğanlara ekleyin. Biberleri de ince doğrayıp karışıma ilave edin. Baharatları, nar ekşisini ve zeytinyağını da ekleyip karıştırın. Son olarak haşlanmış nohutlarınızı da ilave edip iyice harmanlayın. Lavaşları tavada ya da tost makinesinde hafifçe ısıtın. Isınmış lavaşın içine 2-3 kaşık kadar nohutlu salatadan ekleyip dürüm yapın.

    Afiyet olsun…

    Yarın grubumuz dönüyor ve ben bir arkadaşımla bir kaç gün daha kalıp buralarda gezeceğim. Bir sonraki yazımda hem bu gezimizden hem de Gaziantep Hayvan Barınağı’nı ziyaretimizden bahsetmek istiyorum. O zamana kadar hoşça kalın, dostça kalın!

    Esma Arslan