Mehmet Yıldız, Sol Parti’den İstifa etti

Hamburg Eyalet Milletvekili Mehmet Yıldız ile bir önceki dönem Sol Parti’de Eyalet Milletvekili olan Martin Dolzer yaptıkları ortak açıklama ile Sol Parti’den ayrıldıklarını duyurdular. 2022 yılında Sol Parti Meclis grubundan istifa eden Yıldız, Eyalet Parlamentosunda bağımsız olarak çalışmalarını yürütüyor.

İŞTE YILDIZ’ın ve DOLZER’in ortak Basın Açıklamaları

“DIE LINKE Partisi’nden ayrılmaya karar verdik.

DIE LINKE Partisi artık işçileri, çocukların, gençlerin, göçmenlerin ve ezilenlerin çıkarlarını hizmet etmek ve onları temsil etme amacında değil ayrıca bunu için bir çaba da sarf etmiyor. Demokratik-sosyalist bir toplum için mücadelesini bıraktı. Ne yazık ki parti, neoliberal ilişkilerin, sömürünün ve insanlık dışı bir savaş politikasının istikrarlı bir gücü haline gelmiştir. Bu yanlış politika olası bir üçüncü bir dünya savaşına zemin hazırlıyor ve bu kabul edilemez.

Partide gücü elinde bulunduran yöneticilerin büyük bir çoğunluğu uzun bir süredir barış hareketine, toplumsal, sosyal, sendikal ve direniş hareketlerine destek vermek yerine onların önünde engel olmuştur. Şu anda parlemanto dışındaki sivil toplumla, göçmen örgütleriyle veya bireylerle lişkiler genellikle pragmatik ve çıkar amaç odaklı bir şekilde devam etmektedir. Ancak bu süreçte, parti tarafından benimsenen açıkça belirtilmiş sosyal ve barış politikalarının, yani partinin  Erfurter Programı’ndaki hedeflerin, her geçen gün daha az dikkate alındığı, sorgulanır hale geldiği ve etkisizleştiği gözlemlenmektedir.

Savaşlar ve neoliberal ekonomik politikalar ile mücadeleye karşı bir sosyalist parti – bir sol parti – şu görevlere sahiptir: “Egemenlere karşı bir sınıf mücadelesi yürütmek, işçilerin, kadınların, gençlerin, göçmenlerin ve barış hareketinin yanında durarak büyük şirketlere, silah endüstrisine ve federal hükümetin yıkıcı dış politikasına karşı durmak. Ayrıca, ifade özgürlüğünü korumak ve totaliter uyum baskılarına karşı gelmek. Bu, insan merkezli bir gelişim perspektifi sunma amacını içerir.”

Enflasyon, birçok insanı ve küçük işletmeyi ekonomik krize sürükledi. Savaşlar sonucunda da zenginler daha çok zenginleşti.

“DIE LINKE maalesef bu sorunların bir parçası olmaktan ziyade, onlara kararlı bir şekilde karşı koymak yerine, açık bir muhalefet politikasını terk etmiştir. Parti ne yazık ki hükümetlere taviz, kariyerlerini ilerletmek için partiyi araç olarak gören bir takım insanların etkisine girmiştir.  Kazanılan iş ve insan haklarını, uluslararası hukuku ve barışı kararlı bir şekilde savunmak yerine, bunlara karşı gitgide daha fazla taviz verilmektedir. Parti kaynaklarını dünya çapında, federal düzeyde, şehirlerde ve belediyelerde, işyerlerinde, okullarda ve üniversitelerde toplumsal gelişmeleri belirleyici bir şekilde sosyal eşitlik, dayanışma ve barış yönünde geliştirmek için yönünde değil, ağırlıklı olarak pozisyonları korumak ve kendi çıkarlarına hizmet eden insanların eline bırakıldı. Tabi bunu fark eden seçmenler sandıkta bunu cezasını verdiler.

Yönetim kurulu, parti bürokrasisi, federal ile eyalet düzeyindeki üst düzey yetkililer, partideki belirgin krize rağmen, kendi hatalarını anlamak ve düzeltmek konusunda bugüne kadar başarısız oldular. Burada, özellikle bazı kişiler tarafından, neoliberal burjuvazinin totaliter yorum iddiası ve görünüşte hatasızlık anlayışının – yani iktidar kibrinin – bilinçli bir şekilde taklit edildiği açıkça görülüyor. Bazı örnekler arasında şunlar yer alıyor: Hükümete katılımlarda kendi vurgularını yapmama; Anti-Hartz 4 protestolarında ve 2008 finans krizi protestoları sırasında sosyal kesintilere karşı muhalefette geri adım atma; Rusya ve Çin’e karşı düşmanlık oluşturma çabalarını destekleme; Rusya’ya yönelik yıkıcı yaptırımları destekleme; Corona yardım paketleri ve (Monopol) sermaye lehine alınan önlemlere karşı eleştiri eksikliği; Ukrayna’nın silahlanması ve Alman ordusunun aşırı silahlanmasına karşı yetersiz eleştiri; Doğu’da gençlik çalışmalarına ve Batı’daki zayıf bölgelere yetersiz katılım; Hamburg’daki G20 zirvesinde demokratik olmayan G20’nin örgütlenme biçimine temel eleştiri yerine sivil haklara odaklanma; Parti kongre delegelerinin çoğunluğunun federal ve eyalet düzeyindeki ücretli bürokrasiye ait olması; Parti programının dışında uyumlu bir rotayı kabul etmeyen, parti üyelerine ve yetkililere karşı zorba bir tutum. Bu alanlarda yapılan hatalar hiç sorgulanmadı, düzeltilmedi.

Bunun yerine, Sarah Wagenknecht ve çevresi parti çöküşünden sorumlu tutuldu. Medya ve parti içinde kampanyalar yoluyla ona ve diğer partililere karşı bir kampanya yürütüldü. Bu şekilde düşünmeden hareket eden, dayanışmacı bir toplumun şekillendirilmesi için iyi bir örnek olamaz.

DIE LINKE partisinin Kasım ayının sonunda Avrupa Parti Kongresi,  parti için “Aynen devam” anlamına gelen bir yönelişin işaretini verdi. Ancak, AB’nin neoliberal ve militarist, demokratik olmayan yapısını analiz etmeyen ve eleştirmeyen, aynı zamanda ABD liderliğindeki NATO’ya entegrasyonun ötesinde net bir barış politikası belirlemeyen bir seçim programı, sol (hadi sosyalist diyelim) bir program olarak nitelendirilemez. Kendini yok edici yaptırımları destekleyen ve savaşları meşrulaştırmak için düşmanlık yaratan bir yaklaşım, insanlık değerlerini hiçe sayar. Ana sanayileri, örneğin enerji şirketleri ve sağlık hizmetleri, kamusallaştırmaktan çekinen bir yaklaşım, sosyal eşitliği ve çevreyle iklimin korunmasını sağlama konusunda başarılı olamaz. Program, Ege Denizi’ndeki mültecilerin ölümüne karşı çıkarken, AB’nin agresif neokolonial politikasının, hammaddelerin sömürüsü, savaşlar ve askeri izolasyon konularında etkin rolünü cesurca eleştirmeyip alternatif bir çözüm sunamıyorsa, eksik ve geleceksizdir. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu için adaylık düşünenler arasında antikomünistler veya kendi tarihini feda edenler, bizim için uygun adaylar değildir.

Sadece parlamento veya hükümette temsil yoluyla, toplumsal çoğunluk olmadan demokratik sosyalizmi benimseyen bir toplumun kurulabileceği yanılsamasını paylaşmıyoruz.

Şu anki durumda savaş, ekonomik kriz, artan enflasyon ve sağcı güçlerin yükselişi ile birlikte işçiler, sendikalar, girişimciler, göçmenler, maddi olarak dezavantajlı ve baskı altındaki bireylerle birlikte protestolar düzenlemek ve barış ile sosyal eşitlik lehine kararlı bir politika geliştirmek önemlidir. Yalnızca parlamento üzerinden yapılan temsilcilik politikası veya toplumsal çoğunluğa sahip olmaksızın hükümete katılım, kapitalist bir toplumu çoğunluğun çıkarları doğrultusunda şekillendirebileceğimiz yanılgısına kapılmak, bugüne kadar hep bir çıkmaza yol açtı ve bu durum sürekli tekrarlanacaktır. Her sol parti, strateji oluşturmayı ve çalışma merkezini sadece parlamentoda değil, daha önceden geliştirilmiş bir toplum şekillendirme stratejisini genel toplumsal düzeyde uygulamak için aramalıdır.

Sosyalist bir bakış açısı ve bu vizyonun kararlı gelişimi ve güvenilir temsilinin, sağ popülist ve faşist güçlere karşı tek etkili karşı duruş olduğuna inanıyoruz. Ne yazık ki, DIE LINKE bu görevi artık yerine getiremiyor.

Toplum bir kriz anında, işyerlerinden eğitime, organizasyonlardan okullara ve üniversitelere, sanattan kültüre, mahallelerden belediyelere kadar tüm sosyal alanlarda köklü bir şekilde yerleşmiş güçlü bir sosyalist partinin gerekliliğini hisseder. Bu parti, insanlarla birlikte adaletsizlik ve savaşa karşı direniş örgütler, toplumu dayanışma içinde şekillendirir. Bu ise sadece belirli şehir merkezlerinde değil, her yerde gerçekleşmelidir.

Ancak, ne yazık ki, belirttiğimiz sebeplerden dolayı, bu tür bir politikayı sadece DIE LINKE partisinin dışında gerçekleştirebiliriz. Bu yeni başlangıcın yolunu açmak ve oluşturmak için bugün, 07.01.2024 tarihinde, birlikte partiden istifa ediyoruz.

Martin Dolzer – Müzisyen, Gazeteci ve eski Hamburg Eyalet Milletvekili